AHMET AĞAOĞLU

Yazılarında ve siyasal yaşamında Batı uygarlığının bütünüyle benimsenmesini, Türkçülüğü ve liberal düşünceyi savunan düşünür ve siyaset adamıdır. 1869 yılında Şuşa-Karabağ'da doğdu. İlköğrenimden sonra, annesinin çabasıyla Rus gymnasium'una gönderildi. Batılı düşüncelerle tanıştığı bu okulu bitirdikten sonra, hukuk, tarih ve siyasal bilimler eğitimi gördüğü Paris'e gitti (1888). Üniversite yıllarında hocası Ernest Renan'dan etkilendi. Paris'te tanıştığı Cemaleddin Afgani onun İslamiyete ilişkin düşüncelerini etkiledi. Üniversite öğrenciliği sırasında La Nouvelle Revue, Revue Bleu gibi dergilerde yazıları yayımlandı.

Ağaoğlu'nun Fransa'da bulunduğu yıllar onun özellikle Fransız Devrimi'nin getirdiği düşüncelere yakınlaşmasına, Batılı liberal kavram ve değerleri incelemesine olanak verdi.

1894'te Azerbeycan'a döndü. İrşad, Terakki, Fuyuzat gazetelerini yayımladı. İttihad ve Terakki'nin yayın organı olan Şura-yı Ümmet'e yazılar yazdı. Bu dönemde temel olarak Rusya Müslümanlarının birliği ve kültürel gelişmesi doğrultusunda mücadele verdi. Çarlığın baskısına karşı Difai adlı bir gizli cemiyet kurdu. Üzerindeki baskılar yoğunlaşınca, 1909'da ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etti.

II. Meşrutiyet döneminde Ağaoğlu, dağılan Osmanlı İmparatorluğu'nda milliyetçilik açısından en geç kalan Türklerin, varlıklarını sürdürebilmek için milli şuur kazanmalarının zorunlu olduğu görüşüne, Türkçülük akımına bağlandı. Bu dönemde Ziya Gökalp'le birlikte "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" biçiminde ifade edilen düşüncenin, daha çok Türkçü ve çağdaşlaşmacı yönüne ağırlık verdi. Ağaoğlu için Türkçülük siyasal bir programdan çok, ulusun kurtuluşunu sağlayacak birleşmenin temel kültürel harcı idi.

1911'de Türk Yurdu Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Cemiyetin yayın organı Türk Yurdu dergisinde yayımladığı "Türk Alemi", "Osmanlı İnkılabının Şarktaki Tesiratı", "İslam'da Davayı Milliyet" gibi yazı dizileri ilgi uyandırdı. Babanzade Ahmed Naim ve Süleyman Nazif gibi İslamcı ve Osmanlıcı yazarlarla giriştiği tartışmada Türkçülükle İslam'ın çelişmediğini kanıtlamaya çalıştı. O sıralarda, İttihatçı eğilimlerin söz sahibi olmaya başladığı Darülfunun'da Rus dili ve Türk tarihi hocalığı yapmaya başladı. 1914'te Afyonkarahisar mebusluğuna seçildi. 1915'te İttihat ve Terakki'nin genel merkez üyesi oldu. 1917 Ekim Devrimi'nden sonra Kafkas orduları siyasi müşaviri olarak Rusya'ya gitti. Geri döndüğünde İngilizler tarafından tutuklandı ve Malta'ya sürüldü.

1921'de serbest bırakılınca Anadolu'ya geçen Ağaoğlu Ankara Hükümetince Matbuat Umum Müdürlüğü görevine getirildi. 1930'da Cumhuriyetçi Serbest Fırka'nın kuruluşuna katıldı. Partinin programı ve tüzüğünün oluşturulmasına önemli katkısı oldu. Serbest Fırka kendisini feshedince çoğu kurucuların aksine eski partisine dönmedi. 1933'te Akanı gazetesini çıkardı. CHP'ye muhalif bir çizgi izleyen gazeteyi kısa süre sonra kapatmak zorunda kaldı.

Cumhuriyet döneminde gerek CHP içindeki tutumunda, gerekse Kadro hareketini temsil eden Şevket Süreyya Aydemir ile giriştiği tartışmada, Ağaoğlu'nun batılı parlamenter düzene yakınlığı ve "bütüncü" toplumsal anlayışlara karşı, Batılı anlamda birey özgürlüğüne dayalı toplumsal ve iktisadi görüşleri ağırlık kazanmıştır. Gazete yazılarını topladığı "Devlet ve Fert" (1933) adlı kitabı ve bir ütopya denemesi olan "Serbest İnsanlar Ülkesinde" (1930) bu açıdan önem taşır. 19 Mayıs 1939'da İstanbul'da öldü. 


 FUAT SABİT AĞACIK

1887’de Erzincan’ın Kemah ilçesinde doğdu, Babası Düyün-ı  Umumiye görevlilerinden Mehmet Sabit’tir.

Asıl adı Ahmet Fuat olmakla birlikte, Dr. Fuat Sabit olarak tanınır.

1905’te idadiye, 1910 yılında tabip yüzbaşı rütbesi ile Askeri  Tıbbiye’yi bitirdi. Bakırköy Akıl Hastanesin’de yaptığı uzmanlık çalışması sonun da 1944’de 1. Sınıf ruh ve sinir hastalıkları uzmanı oldu.

Tıbbiye’yi bitirip bir süre Gülhane Hastanesi bakım birimlerinde çalışarak uygulama deneyimi kazandıktan sonra, Temmuz 1912’de Merkez Askeri Hastanesinde görevlendirildiği Erzurum’a gitti.

1914 yılında Teşkilat-ı Mahsusa (Özel örgüt)’ya girerek ‘’haber alma’’ amacı ile cephelerde çalışmağa başladı.

Bu görevi dolayısıyla Doğu Anadolu’nun önemli bir bölümü dolaşmak, tanımak fırsatını buldu.

Özellikle Doğu’daki ermeni eylemlerine ilişkin bilgilerin edinilmesi çalışmalarına önemli katkılarda bulundu.

1919’da toplanan Erzurum Kongresi’nden sonra Bolşeviklerin Milli Mücadele’ye yardımını sağlamak amacıyla temsilci olarak Bakü’ye gönderildi. Orada , yardım sağlamada ve Sovyetlerle ilişkilerde yararlı olabilir düşüncesiyle , Türk Komünist Partisi’nin oluşumuna katıldı. Bakü, Dağıstan ve Moskova’da başarılı diplomatik çalışmalar yaptı. 01 eylül 1923’te tabip binbaşı’lığa yükseltildi.

Milli Mücadele sonrasında siyasi eylemleri bırakıp mesleki işlerine döndü. Askeri  Tıpbi’ye  ‘’müzakereci’’ olarak atandı. Almanca dersi de verdiği bu okulda,  öğrenciler arasında ortaya çıkan bir komünistlik olayı ile ilgili olduğu varsayılarak Manisa ya gönderildi.

O da zorunlu görev süresi dolduğu için 31 Nisan 1927’de ordudan ayrıldı. Bir süre (12.01.1928 – 31.05.1929) gezici sağlık hekimliği yaptıktan sonra Manisa köylerinde satın aldığı bağ ve tarlalarla uğraşmağa başladı.

II. Dünya harbi’nin başlaması üzerine yeniden göreve çağrıldı. 14. 03. 1941 – 31. 07. 1944’ deki bu yedek subaylık hizmetinden sonra Manisa’ya dönmeyerek İstanbul’a yerleşti ve ‘tıpta uzmanlık’ çalışmalarını tamamlayarak ‘’sinir hastalıkları uzmanı’’ oldu.

31.07. 1944 – 28. 01. 1945’te İstanbul Belediyesi’nin Sıhhi muayene Komisyonu’nda asabiye uzmanı olarak çalıştı. Bir ara Bakırköy akıl Hastanesinde hizmet gördükten sonra Belediye’deki işine döndü.

(17 Temmuz 1947) emekli olduğu 1 Aralık 1951’e kadar orada çalıştı. Bundan sonraki hayatını Beyoğlu’nda açtığı muayehane ile yakınındaki bir hastanede hastaları ve dostları ile geçirdi ve 15 Nisan 1957 günü İstanbul’da vefat etti.

Askeri  Tıbbiye öğrencisi iken Osmanlı Devleti’nin içinde olduğu bunalımlı dönemden Türkçülük ile çıkabileceğine inanan arkadaşları ile birlikte bu ülkünün okulda yayılması için çaba gösterdi. Bu yolda yurt  çapında başarı sağlayabilmek için örgütlenmek gerektiği düşüncesi ile,  ‘’190 Tıbbiyeli Türk evladı’’ imzalı bir mektup yazılıp dönemin başlıca aydınlarına gönderilmesine öncülük  ve bu amaçla 3 Temmuz 1911’de düzenlenen toplantıya başkanlık etti. Kurularak derneğe ‘’TÜRK OCAĞI’’ adının verilmesini önerdi.

 Bu adın benimsenmesi üzerine onun  ‘ ad babası’ da oldu. Ocağın kuruluş hazırlıklarına çok önemli katkılarda bulundu. Anılan toplantıda seçilen ‘’Muvakkat’’ ve 25 Mart 1912’deki Kuruluşundan sonraki ‘’Resmi’’ ilk idare heyetinde ‘veznadar’ üye olarak görev aldı. Fakat, yazık ki, Türk Ocağı’nın kuruluşunda Askeri Tıbbiyelilerin öncüsü ve Temsilcisi olarak gerçekleştirdiği hizmetler, 1912 Temmuzunda  Erzurum’a Atanması ile son buldu ve bir daha Türk Ocağı ile ilgilenemedi.

 Ancak , bu kısa süreli fakat başarılı çalışmaları onu Türk Ocağı’nın gerçek kurucularından biri konumuna getirdi. Ayrıca Mütareke ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde Türklüğe ve Ülkeye yararlı bir çok hizmetlerde bulundu. Türk Yurdu’nda yalnızca ‘’Anadolu duygularından’’ başlıklı bir yazısı ((111. 4.1329) (1913), 111-115.) yayınlandı.

Fransızca  ve Almanca’yı çok iyi bilen ve okumaya olan düşkünlüğü ile tanınan Dr. Fuat Sabit’in, herhalde yaşadığı fırtınalı ve hareketli hayat dolayısıyla fazlaca yazmak ve eser vermek fırsatını bulamadığı sanılıyor. Çünkü Gazete ve Dergilerde çıkmış çok az yazısı var; onlarda genellikle Sağlık konulu. Yayınlanmış tek Kitabı da sağlıkla ilgili ilim ışığında fredman ve calmetta verem aşıları (1934)


YUSUF AKÇURA

Yusuf Akçura 2 Aralık 1876'da doğdu. Türkçülük akımının önde gelen düşünür ve tarihçisidir. Harbiye Mektebi'nde okudu. 1897'de darbe girişimlerine katıldığı için tutuklandı. Taşkışla Divan­ı Harbi kararı ile müebbet kalebentlik cezasına çarptırıldı. Karar sonrasında Padişah fermanı ile Trablusgarp'a sürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1899'da yaptığı girişimler sonucu Trablusgarp kenti içinde serbest dolaşma izni aldı. Kısa bir süre sonra da Fransa'ya kaçarak, Paris'teki Jön Türkler'e katıldı; burada Siyasal Bilgiler yüksekokuluna devam etti. 1903'te "Osmanlı Devleti Kurumlarının tarihi Üstüne Bir Deneme" adlı teziyle okulu bitirerek Rusya'ya döndü. Kazan'da öğretmenlik yaptı. Bu dönemde Mısır'da çıkan Şüra­yı Ümmet ve Türk gazetelerinde çok sayıda imzasız makalesi yayımlandı. Bunlar içinde, 1904'te Türk Gazetesinde çıkan "Üç Tarz­ ı Siyaset" başlıklı dizi makale özel önem taşır. Bu makalede imparatorluğun önündeki seçeneklerin "Osmanlıcılık", "Panislamizm" ve "ırk esasına müstenit Türk Milliyetçiliği" olduğu, bunlardan en uygununun da sonuncusu olduğunu belirtiliyordu. Akçura, II. Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'a geldi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Darülfünun'da ve Mülkiye Mektebinde siyasal tarih dersleri verdi. Türkçülük akımına daha çok düşünce düzeyinde katıldı. Türk Derneği ve Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu'nun başyazarı ve editörü oldu. Akçura, Osmanlı Türkleri ile Osmanlı Devleti dışındaki Türklerin yalnız dil ve tarih alanındaki ortak geçmişlerine dayanarak bir birlik yaratamayacaklarını savundu. Önemli eserleri arasında; "Üç Tarz­ı Siyaset", "Ali Kemal" ve "Ahmed Ferid" beyleri cevaplarıyla birlikte (1907; yb 1976), "Şark Meselesine Dair tarih­i Siyasi Notları"(1920), "Muasır Avrupa'da Siyasi ve İçtimai Fikirler Cereyanlar"(1923), "Siyaset ve İktisat hakkında Birkaç Hitabe ve Makale" (1924), "Osmanlı İmparatorluğunun Dağılma Devri"sayılabilir. Ayrıca Türk Yılı(1928) adlı derlemesi Türkçülük hareketinin kaynaklarını ve gelişimini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Mevkufiyet hatıraları ise (1914) Rusya'daki etkinlikleri ve tutukluluğu üzerine bilgi verir. Hakkında en önemli yapıt, François Georgeon'un Aux Origines du Nationalisme Turc; Yusuf Akçura (1980) adlı kitabıdır. Yusuf Akçura 12 Mart 1935'de İstanbul'da öldü. Yusuf Akçura'nın kendi kaleminden çıkan hâl tercümeleri şunlardır:
1 — 1905 de Osmanlı türkçesi ile "'Mevkufiyet Hatıraları" (I. Duma'ya (Parlamentoya) seçilmesini önlemek için bahane ile tevkifi).
2 — 1911 de "Başımdan geçenler" O renburg'da Matbaai Hüseyiniye'de basılmıştır.
3 — "Defter­i A'malim" Harbiyede I. defa tutuklu iken yazılmıştır. Birinci defter çocukluk hatıralarını kapsar. II. defter kaybolmuştur. Rahmetli yazar ve millet hadimi Muharrem Feyzi Tugay, Akçura'nın rahmetli eşi Selma Hanımefendiden I. defteri alarak "Yusuf Akçura'nın Hayatı ve Eserleri" adlı kitabını yayınlamıştır (1937 de hazırlanan eser, Akçura'nın vefatından on yıl sonra 1944 de Zaman Kitabevi tarafından yayınlanmış olup 141 sahifedir).
4 — Türk Yılı'nda kısa bir hâl tercümesi. M. F. Togay zikri geçen eserinde Akçura'yı şu cümlelerle tanıtır: "Yusuf Akçurayalnız Türkiye'nin değil, bütün Türk dünyasının malı olmuş bir varlıktır. Dahilde ve hariçte Türklüğü hayatım her zaman tehlikeye koyarak zindan ve mahbeslerin her türlü izdir ap ve işkencelerini göz'önüne alarak son nefesine kadar çalışmış fedakâr bir Türk müverrihi idi". Y. Akçura, "Şeyhuhet = ihtiyarlık" sayılmayacak, topu altmış yıllık ömründe yalnız Osmanlı  İmparatorluğunu değil bütün dünyayı sarsan vak'aların tanığı olmuştur. 1877 (1293) Osmanlı ­ Rus Harbi, 1897 Yunan Harbi, 1904 Rus ­Japon Harbi, 1911 Trablus Harbi, 1912 Balkan Harbi, 1914 ­ 18 I. Cihan Harbi, 1919 ­ 21 İstiklâl Harbi, arada isyanlar ve inkılaplar. Y. Akçura, kendisini Akçura yapan gerçek benliğini bu mücadeleli devirde bulur. O, Türkiye'nin son kale olduğunu ve Türklüğün bir bütün teşkil ettiğine çoktan inanmıştır. Bu yalnız duygusal bir düşünce olmayıp, ilmî kanaat düzeyine ulaşmıştır. O, son nefesine kadar milletinin savunucusu olmuştur. Eserleri: Yusuf Akçura'nın makalelerini de içine alan tam bir bibliyografyası henüz yoktur. M. F. Togay'ın da veciz bir şekilde ifade ettiği gibi "Türk Yurdu, Akçura; ve Akçura Türk Yurdu" demektir. Onun "Kazan Muhbiri", Orenburg da çıkan "Vakit", Kırım'da çıkan "Tercüman" gazeleri ile Orenburg "Şura" ilmî dergisi v.b. çıkan makelcleri ile Türkiye'deki, Mısır'daki, Fransa'daki yayınlarının bibliyografyasını, genç kütüphanecilerimiz bir tez olarak hazırlayabilir. Biz burada eserlerinden bir kısmını hatırlatmakla yetineceğiz:
— İlk Büyük Türk Tarihçisi, Kazan'h Sahabettin Mercanî, Musavver Malûmat Gazetesi, 2 Ocak 1897.
— Osmanlı Saltanatı Müessesatının Tarihine Dair Bir Tecrübe, 1903. Paris Ulûmu Siyasiye Mektebi Doktora Tezi, Fransızca, (Üçüncü mükâfatı kazanan bu eserin medhal kısmı 1914 de Bilgi Dergisi I. ve 2. sayılarında yayımlanmıştır).
— Üç Tarzı Siyaset, Türk Gazetesi, Kahire, 1905. P. Krisal'in 1912 yılı Mayıs 14 de çıkan Fransız Mecmuası "İslâm âlemi" tanıtır. — Ulûm ve Tarih, Kazan 1906 (Kazan'daki "Medrese­i Muhammediye" de okuttuğu dersler).
— Alimcan­el Barudi Tercüme­i hali (eski harflerle), Kazan, Şeref Matbaası, 1907. 64 sahife.
— Kazan Muhbiri'ndeki Makaleleri, 1908.
— 3 Haziran Vak'ai Müessifesi, Kerimof ve Hasimof Matbaası, Orenburg 1907.
— Defter­i A'mal (Muharrem Feyzi Togay; Yusuf Akçura ve Hayatı, 1944 İstanbul'da elyazmasından aynen yayımlandı).
— (Paris'te Ahmed Rıza Bey tarafından türkçe yayınlanan "Şurayı Ümmet" ve fransızca "Meşveret" gazetelerindeki makaleleri).
— Eski Şurayı Ümmet de çıkan makalelerinden (Eski harflerle), Tanin Matbaası, 17 Ekim 1329 (1913).
— Kader, 9 Mayıs 1902.
— Glohofski'nin Nutku Üzerine Mütalâa, 21 Haziran 1902,
— Bir Tavsiye, 3 Kasım 1902,
— Şark Meşelerine Dair, 7 ve 31 Aralık 1902,
— Nur ve Zulmet, 29 Ocak 1903
, — Rusya İhtilâline Dair,
— Türk, Cermen ve İslav Halkları Arasındaki Tarihî Münasebetler, Kadir Matbaası 1330 (1914).
— Rusya'daki Türk ­ Tatar Müslümanların şimdiki Vaziyeti ve Emelleri, 1916 Lusanne, İsviçre (Fransızca).
— Muasır Avrupa Siyasî ve İçtimaî Fikirler ve Fikrî Ceryanlar, Büyük Millet Meclisi Hükümeti Maarif Vekâleti Yayınları, 1339 (1923) (İslâv ittihadı pek vakıfane tahlil edilmiştir. Hürriyet, müsavat, ve adalet islâmiyetin esaslarıdır. Sosyalizm de yeni birşey değildir).
— Siyaset ve îktisad, Hilmi Kitabevi, İstanbul 1924, 221 s. (İstiklal Harbine ve kurtuluşa tesadüf eden günlerdeki hitabe ve makaleleri): Cihan harbine iştirakimiz ve istikbalimiz (nutuk). İlk Ankara tahassüsatından bir mülakat, Celâdet gösterdiğimiz, Vazifemiz ve bir vazifeniz, İktisadiyat ve fırkalar, Cihad­ı Ekber'e dair, 10.10.2015 www.ttk.gov.tr/index.php?Page=Print&SayfaNo=160&Yer=StandartSayfa http://www.ttk.gov.tr/index.php?Page=Print&SayfaNo=160&Yer=StandartSayfa 3/3 Milliyetçilik ve halkçılık, Türk Milliyetçiliğinin iktisadî menşeleri, Milliyet ve maişet.
— Türk ve Tatarlar birdir ve medeniyete hizmet etmişlerdir, Altın Armağan I. sayı.
— Türklük, Altın Armağan, Sayı. II.
— Türk Yılı, 1928. (Türkocakları adına neşredilmiştir).
— Tarih Yazmak ve Okutmak Usulleri, I. Tarih Kongresi, 1932.
— Osmanlı İmparatorluğunun Dağılma Devri (Eser 15 Şubat 1934 de yazılıp bastırılmış, bir sene sonra da hayata veda etmiştir. Eserin ikinci baskısı Maarif Vekâletince yapılmıştır). 174 sah. ve resimler, planlar.
— Şark Meselesine Ait Tarihî Notlar, (Erkânı Harbiye Mektebinin ikinci sınıfındaki takrirleri) Erkânı Harbiye Mektebi Külliyatı, No. 12, Kasım ­ 1936.
* Kaynak: Türk Tarih Kurumu: Kuruluş Amacı ve Çalışmaları / Fahri Çoker.­ Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1983.­ (Türk Tarih Kurumu Yayınları XVI.Dizi­Sa. 48)


MEHMET EMIN YURDAKUL

GÖREV DÖNEMI: 1912

Mehmet Emin Yurdakul 13 Mayis 1869'da Istanbul'da, Besiktas'ta dogdu. Babasi Salih Reis, Anasi Emine Hatundur. Mütevazi bir ailenin çocugudur. "Saray Mektebi" adli sibyan okulundan sonra, Besiktas Askeri Rüstiyesine girdi. Siyasal Bilgiler Fakültesine girmisse de bitirmeden ayrilip, Babiali Sadaret Kalemine katip olarak ise basladi. 1893'te Rüsmüat Evrak Müdürü oldu. Bu arada, Selanik'te Asir, gazetesinde "Cenge Dogru" isimli siiri yayinladi. Bu siir kendisine büyük ün kazandirdi.

Daha sonra Erzurum'da, Hicaz'da Sivas'ta valilik yapti. Istifa ederek Istanbul'a geldi.

Arkadaslariyla "Türk Yurdu" Dergisini çikardi. 1912 yilinda Türk Ocagini kurdu. Ocagin ilk kurucu genel baskani oldu. Bilahare Erzurum valiligine getirildi. Musul'dan milletvekili seçildi. Milli Mücadeleye katildi. Ankara'ya geldi. Sarkikarahisar, Urfa, Istanbul Milletvekilliklerinde bulundu, Milli Sair Unvani verildi. Ocak 1944'te Istanbul'da öldü.

ESERLERI: "Türkçe Siirler", "Türk Sazi", "Ey Türk Uyan", "Tan Sesleri", "Ordunun Destani", "Dicle Önünde", "Turana Dogru", "Zafer Yolunda", "Isyan ve Dua", "Aydin Kizlari", "Mustafa Kemal", "Ankara", "Türkün Hukuku", "Danteye"

Osmanli Imparatorlugunun yikilma döneminde, bilhassa ikinci mesrutiyetten sonraki Türkçülük mücadelesinde Mehmet Emin Yurdakul'un büyük gayreti ve çalismasi vardir. Yeni Türk devletinin kurulmasinda Mehmet Emin Yurdakul ve arkadaslarinin üstün çalisma azmi, kararli ve saglam tavirlari, devletimizin yapisini belirleyici olmustur.

Türk Ocaginin ilk Genel baskanligi serefini de tasiyan Mehmet Emin Yurdakul, ölünceye kadar, Türk Milliyetçiligi ülküsünü sarsilmaz bir imanla yasamaya ve yaymaya devam etmistir.

Türk Ocaklari 1 numarali resmi kurucusu ve üyesi olan Mehmet Emin Yurdakul 1943 yilinda Istanbul'da yapilan 75. yas gününde sunu söylüyor:
"Ben halk çocuguyum. Halk evladi bir ana ile babanin kucaginda büyüdüm. Atalardan kalma halk ögütleriyle halk ninnileriyle çocuklugumu geçirdim. Biraz yetiskin çaga geldigim vakit bu halki çok acikli bir halde gördüm.

Kalemimi elime aldigim zaman, nasil bir yazi yazmak lazim gelecegini kendi benligimden sordum. Içimden bir sesin bana “kendi kanini tasiyan ve kendi diliyle konusan bir halki uyandirmak için ne yolda yazmak lazim gelirse iste öyle”, diye hitap ettigini duydum.

Halkin ruh ve hayatindan kuvvet ve ilham alarak, kalbine ates ve alnina alev koymak, hür ve mesut mukadderatini kahraman ve fatihi yapmak gayesini güttüm"

Ingilizlerin Türk Ocagini isgalinin hemen ardindan yaptigi bir konusmada Türk Gençlerini yeniden bir büyük mücadeleye çagirarak sunlari söylüyor:

“Ey genç, bak senin ocagin, bugün de seni çagiriyor, onun milli ruhu sana bugün de baska bir mücadele yolu gösteriyor. Yakilmis, yikilmis, harap fakir vatanimizin hasretini çekiyoruz. Burada gençler bas basa vermistir. Siyasi sinirlariyla, daglariyla, dereleriyle degil, feyzi ile ümrani ile, kalemi ile , sanati ile, yeni bir vatan çizip ortaya çikaracagiz. Biz ocagimizin mihrabi önünde bunun için toplandik, bunun için and içtik. Ocagin içinde gözlerin görmedigi, fakat ruhlarin sezdigi bir fikir mihrabi vardir.”

Düzenleme Crystal Studio